Kimin Neyine “Okul”

Okul hayatının aslında ne kadarı bizimdir? Ya da ne kadarı bizim içindir? Bir düşünün bu okul meretinden yüzde kaçımız istediğimiz verimi alabiliyoruz? Hadi yazıya başlayalım. 

Okul hayatı yüzde kaç bize, yüzde kaç başkalarına. 

 Başlangıçta okumak, okula gitmek size hoş görünebilir. Küçük bir çocuk için okuma hevesi, belli bir düzen içinde yüzlerce yaşıt arkadaş… ama işin aslı öyle değil. İlk başlarken çoğumuzun umut içinde olduğu bu okul hayatı sonradan fiyaskoya dönüşecek birleştirici bir ayrımcılıktan başka bir şey değil.  

 Konuyu açacak olursak şöyle alt başlıklar tasarlayabilir ve kısa kısa açıklayabiliriz. 

  • Çalışanlar için okul 
  • Çalıştıranlar için okul 
  • Devlet için okul 
  • Öğrenciler için okul 
  • Öğretmenler için okul 

Çalışanlar için okul  

 Okul çalışan aileler için büyük ayrıcalık olarak varlığını sürdürüyor. Aslında okulun amacı evde öğrenemeyeceği bilgileri daha kısa zamanda öğrenmesi ve bu süreç içinde çeşitli arkadaşlıklar kurarak eve dönmesi içindi. Sonra mı? Sonrasında okul ailelerin çocuklardan kaçıp rahat içinde çalışabileceği ve dinlenebileceği bir yer haline gelmiştir. Artık öğrenciler için değil öğrenmeye gönderenler için oldu okul. Bu uzayan okul saatleri, çocukları sessiz tutan uzun ödevler ve yaşanılması zor şartlar halinde birikti. Çok duymuşsunuzdur “oh gönderdim kreşe rahat rahat geziyorum “lafını. Onun dışında da ailede iki çalışan ebebeğin varken bu okul işi yine kurtarıcı rolünü üstleniyor. Öyle ki çocuklar ailelerinden önce okul için yola düşüyor.  

Çalıştıranlar için okul 

 Bu aslında oldukça kısa ve öz. İş verenler çocukları yüzünden işe gelemeyen işçileri olmayınca daha mutlu olacaklardır. Bu yüzden iş veren için bir büyük bir nimet olarak karşımıza çıkar.  

Devlet için okul 

 Devlet için durum biraz daha karışık. Çünkü bu hem yarar hem zarar anlamına gelebilir. İyi bir eğitim ile okul dışında serseri olan bir çocuğun okul içinde topluma kazandırılması daha kolay olur. Ancak bu iyi bir eğitim için geçelidir. Eğitim kötü olunca bu serseri tipli çocuklar hastalık gibi yayılır ve tüm okul serseri olmak ister. Çocuklara bir amaç vermek ve onları bu yönde itmek devletin işi haline gelir çünkü okula gelmek zorunlu bir ayrıcalıktır(!). Yani devlet için kazan ya da kaybet durumu vardır sürekli. 

 Öğrenciler için okul 

 Bu en karışık kısmı. Öğrenciler birbirinden tamamen farklı eğitim isteyen varlıklardır. Tabi 25 kişilik bir sınıfta bu imkansızdır. Öğretmen sayısından fazla olan öğrenciler, eğer içlerinde öğretmenle uyuşamayanlarda varsa, tamamen kayıptır. Bunun farkında olmayan öğrenciler hatayı kendinde arar ve kendini başarısız olarak nitelendirir. Ama asıl hata sistemdedir. Çocuklar tahtadan ileriye geçemeyen metotlarla zaten yıpranırken birde öğrenci sayısına göre oldukça yetersiz olan öğretmenler pek bir gelişme yaşatamaz. Durum böyle olunca öğrenciler çoğunlukla başarısız olur. Başarısız öğrenciler ise başarısız öğretmenlere dönüşür. Sonrası bayağı bayağı kelebek etkisine dönüşür. Öğrenciler her biri birbirinden farklı şekilde açan çiçeklerdir. Hepsi farklı besinle beslenip farklı güneşe kendini gösterir; siz onlardan aynı anda aynı mevsimde aynı güneşe yeşersin istiyorsanız., çok beklersiniz…bu çiçeklerin sadece doğru anda doğru yerde olanı hayata tutunur ve diğerleri ya çok cılız açar ya da solar gider.  Gallup verilerine göre Türkiye’de çalışan insanların %85’i çalıştığı yerde mutsuz. Öğrenciler için okul sadece bir hapishanedir, ailesiyle arasını giderek açan bir barikattır, yetersizliktir.  

Öğretmeler için okul 

  Öğretmen için en zoru aslında yanlış olan o kadar şey varken sırf milli eğitim bakanlığından yap denilen bir yazı geldi diye yaptığı şeylerdir herhalde. Milli eğitim bakanlığı genel bir kapı olduğu için bir yerdeki sorunu ülke genelindeymiş gibi yayabiliyor ve önlemleri buna göre alabiliyor. Akdeniz’deki okulla iç Anadolu’da ki okul arasında kültür arasında tonlarca fark var. Ya da Hatay’daki çocuk İstanbul’daki tüm eserleri bilebilirken şehrinin ne kadar çeşitli olduğunu bilemiyor. Bu da devletin suçu. Kitaplarda yaşadığı şehir yeterince anlatılmıyor. Şehrin hikayesi tarihi, coğrafyası, kültürü çocuğa verilmiyor. Öğretmen bunu anlatmak istese bile verilmesi istenen onca şey içinde bunlara yetişmek oldukça zor oluyor. Nitekim öğrenci bilmemesi, gereken tonca şey içinden sınavlarla test ediliyor. Bu yüzden de öğretmen çocuğa ilerde ihtiyacı olabileceği şeyler yerine sınavda ihtiyacı olan şeyleri veriyor. Daha sonra da öğrenci şehrinden bir haber başka şehirlere gidiyor. Öğretmen denen varlık aslında çok yücedir ama yalnızca kendi kişilikleri varken. Tek tip öğrenci yetiştirildiği gibi tek tip öğretmen yetiştirmekte öğretmenin kişiliğini bozar. Öğretme yetisini köreltir.  

Neler yapmalı 

 Her şehrin bakanlığı şehrin kültürüne bağlı olarak kitap çıkarmakla yükümlü olsun. Ne tek tip öğretmen ne de tek tip öğrenci yetiştirilmeye çalışılmasın. Okul saatleri azaltılıp eğlence mekanları açılıp bunlar da okul gibi zorunlu olsun. Çocukları evde istemiyorsanız okula mahkûm etmek zorunda da değilsiniz sonuçta.  

Bir Cevap Yazın