KÖLELİĞE DAİR

İlk Bakış
Günümüz insanlarına bakalım. Gerçekten yaşayan , yahut yaşamayı bilen çok kişi kalmadı. Evcilleştirilip köleleştirildik genel olarak.
Bu durumdan kurtulmak isteyen kişileri ya hapse gönderdik ya sokağa ya da ölüme… Çoğu insan özgürlüğü plazalarda lüks yaşamlarda görüyor. Bazıları da toprakta kumsalda yollarda… Peki gerçek özgürlük ne? Ne kadar özgürüz? Ne kadar köleleştik ? Ve kurtuluş ne? Bugün bunlara cevap arayalım bu yazıda.

   Nasıl ve Ne Kadar Köleleştik ?

Öncelikle köleleşme taa asırlar öncesine, tarıma geçiş dönemine kadar uzanıyor. Bitkilerin kölesi olduk. Çok az yerde yetişen bitkiler bizleri kullanarak her yerde yetişip bizleri de köle olarak kullandı. Bakımlarını yapıyor , onları koruyor ve ihtiyaçlarını gideriyoruz. Hatta bizi yerleşik yaşama bile ikna ettiler. Avcılık ve toplayıcılıkta, gezen ve sürekli beslenip güçlenen insan tarihin en güçlü ittifakını kurduğunu düşünerek tarıma geçmiştir. Pek öylemi gerçekten? Bence değil. Tarıma geçtikten sonra insan oğlu hızlı bir büyümeye geçmiş ve hızla çoğalmıştır. Şöyle bir bakınca insanlık bu kadar çoğalmasa ne hastalıklar ne kıtlıklar
bu kadar sorun olmazdı. Çünkü hastalıklar yayılacak kadar geniş insan kitlesi bulamazdı. Tarihe bakıldığında genel olarak salgınlar ve hastalıktan kaynaklı toplu ölümler hep şehirlerde olmuştur. Tarım insanın fizyolojik yapısına da zarar vermiştir. Güneş altında bu kadar uzun ve öne eğik çalışma bel ve boyun hastalıklarına yol açmıştır. Sonrasında kölesi olduğumuz bu sistemden kurtulmanın yolunu köleler ve alt sınıfları kurarak halletmeye çalışmışız. Düşünsenize normalde avcı olsanız en güçlü olarak en iyi avları sizin getirmeniz gerekir ki daha da kuvvetlenmek adınadır bu ve köle çalıştırmak saçma olur çünkü onun av getirmesi için güçlenmesi ve iyi beslenmesi gerekir. Bu da sizin karşınız potansiyel bir rakip demek. Ancak tarımda ise kendine yıl boyu yetecek ve hatta artacak besin üretebilirsiniz. Buda size bir başkasını çalıştıracak gücü verir. Modern kölelik ve klasik köleliğin temellerini atmış olursunuz. Onlara sahip olmadıklarını , açlıklarını gidermeyi teklif ederek ekstra güç elde edersiniz. Ve siz daha güçlü olduğunuz için güçsüzlerle sınıfsal ayrıma gider zenginlik fakirlik kavramını yaratırsınız. İlerleyen zamanda ise şehirler krallar vs. Kölelik tarımla başlamıştır. Peki şu an ne kadar köleyiz? Tarım döneminde kölelik daha basitti. İnsan bu kadar zeki değildi. Ancak şimdi köleler akıllandı ama efendiler hala daha zeki. Size elinizdekinin
vazgeçilmez olduğunu aşılayıp daha sonra onu almakla korkuturlar. Sonra daha iyisine ulaşma umudu verip çalışma şevkini artırırlar. Bu da sadık hizmetkarlar demektir. Sizden zamanınızı ve gücünüzü alıp işlerine yaradığınız sürece yardım sağlar ve beslerler. Ama işler kötüleştiğinde direk sizden kurtulmanın yolunu ararlar. Yaşlılık ve hastalık gibi dönemlerde işten atılan insanların çokluğu sizi şaşırtabilir. Ancak günümüzde insan sayısı o kadar çok ki yenisiyle değişmek daha kolay bir çözüm haline gelir. Geniş açıdan bakıldığında acınacak halde olan yüzde doksanlık bir çoğunluk görebiliriz. Nasıl ve ne kadar köleleştiğimiz kabaca böyle. Peki nasıl kurtulabiliriz?

Nasıl Kurtulabiliriz ?

Kurtuluş… Oldukça güçlü bir sözcük. şimdi soruyorum size düşme yolundaki bir ülkeyi kurtarabilecek yegane şeyler nedir? Devrim, inkılap, yeni ve sıfırdan başlangıç.
İnsan oğlu sınırları ve kazançları tamamen kaldırıp nüfusunun büyük çoğunluğundan kurtulmalı. hayvanların ve ağaçların yeniden çoğalmasına izin vermeli. Bunlar sadece dünyayı kurtarma çabası için. Sonraki adımsa daha zor. Eğitimi kişisel farklılıklara ve ihtiyaçlara göre sürekli şekillendirmeliyiz. İnsan oğlu sonraki on yılını eğitimi mükemmelleştirmeye vermeli. Eğitilen insan bir sonraki nesile yardımcı başka sistemler kurabilir ve mükemmleliteyi zirveye koyabilir. Kölelik sadece bu şekilde biter. Sadece çıkarlar eşitlendiğinde. Böyle bir şey mümkün oluncaya kadarsa kendinden habersiz köleler ölmeye ve harcanmaya devam edecek. En son büyük bir isyan sonunda kafasını kaldırmayı başarmış bir kaç insan eski fotoğraflardan hatırladığı dünyanın bu hale gelişine bir kaç damla yaş süzecek. Ve belkide o yaşlardan süzülen damlalar dünyayı kurtarmak adına olan savaşı başlatacak.

Gerçek Özgürlük Ne ?

O kadar bilmiş bilmiş konuştuktan sonra özgürlük kavramının benim için ne anlama geldiğini sorabilirsiniz. özgürlük bana göre yerine göre değişen genel bir kavramdır. Yaşam özgürlüğünde; insanların birlikte çalıştığı bir ortamda herkes birbiriyle eşit çıkara sahip olabiliyorsa yeterince özgürdür. Daha fazlasını istemek bencilliktir ve kölelik kavramını yaratır. Konumuz bununla ilgiliydi. Özgürlük aksi takdirde sonsuz bir kavramdır ve bana göre özgür değil, yeterince özgür olmak gereklidir. Bir insan kulübede kalıyorken
diğeri kulübede kalan adamın alın teriyle villada kalıyorsa yeterince özgür değilsiniz. Ya da kışın üşüyen , yemek bulamayan bir çocuğunuz var ve buna çalışarak bile çözüm bulamıyorsanız özgür değilsiniz. Özgür değiliz…

Not: Bu metinde birçok konuya değinilmiş olup kavramlar açıklanmıştır. Ancak hiçbirinin bir şey kanıtlama niteliği olmayıp sadece bir insanın fikirlerini yansıttığını unutmayınız.
Teşekkürler.

Bir Cevap Yazın